Küçükçekmece Masaj Salonu – Masör Ece
Küçükçekmece Masaj Salonu – Masör Ece
Küçükçekmece Masaj Salonu çocukluğumda aklımı kurcalamış olan problemlerın, ciddi kişiler tarafından ele alındığını görüyordum. Büyüklerin dünyası, aniden, münakaşa götürmez tek dünya olmaktan çıkıverdi. Bir başka yönü daha vardı bu dünyanın; gölgeli, kuşKüçükçekmecerın, soruların sızdığı bir yönü daha vardı; tabii yeterince kurcalar, yeterince ileri gidersek, gölgede kalan aslabir şey olmayacaktı! Ama fazla ileri gitmedik.
Yine de çok olağanüstü geliyordu, on iki yıl ha babam bir dogmatizmin içinde yetiştikten sonrasında sorular ortaya atan ve bu sorulan bana yönelten bir kuramla karşılaşmak. Çünkü, birden bu sorunların içinde bulmuştum kendimi; oysa o güne dek, sanki bir aslamişim benzer biçimde hep beylik, hep şuradan davranışlarda bulunmuşlardı bana. Aklımı ele alalım örneğin. Nereden çıktı bu? Gücüne nereden erişti? Condillac’ın heykelinin önünde durahyordum. Küçükçekmece Masaj Salonu yaşımdayken, eski ceketin karşısında düşündüklerime benzer kurgulara dalıyordum. Evrenin koordinatlarının da sallanmaya başladığım görmek şaşırtıyordu beni. Henri Poincare’nin, vakit, mekân ve boyutların göreliliği üzerindeki spekülasyonları, beni sonsuz düşüncelere salıyordu. Poincare’nin, insanlığın evren içindeki, göz gözü görmez evren içindeki geçişini özetleyen sayfalan beni derinden etkilemişti. Koskoca bir insanlık, göz açıp kapayana dek geçip gidiyordu.
Karanlıkta bir an yanıp sönen bir ışık şeklinde; fakat her şeyi kapsayan, her şey olan bir ışık! Uzun bir süre, göz gözü görmez karanlıkta parıldayan bu büyük alevin düşüyle uyku girmedi gözüme. Felsefenin bana en çekici gelen yönü, doğruca işin temeline inmesiydi. Bir sürü can sıkıcı ayrıntıyla uğraşmaktan hiç hoşlanmıyordum. Eşyayı detaylarıyla tek tek değil, bir bütün olarak anlamlarıyla kavrıyordum ve anlamayı, görmeye yeğ tutuyordum. Her süre her şeyi bilmek için can atmıştım. Felsefe bu isteğime bir doygunluk getirecekti; çünkü, tümel gerçekliği fakatçlıyordu. Felsefe, hakikatin can damarına parmak basıyor, onu bana gösteriyordu.
Küçükçekmece Masaj Salonu
Küçükçekmece Masaj Salonu sürü olay yahut deneysel kurallarla kafamı doldurmak, başımı döndürmek yerine, felsefe, her şeyde bir seviye, bir kural, bir zorunluluk getiriyordu. Tüm bilimler, edebiyat ve öteki kuramların tümü, felsefenin yanında pek zayıf, pek kısır kalıyordu. Ne var ki, günler birbirini kovalıyor, fakat pek olağanüstü bir şeyler öğrenmiyorduk. Ancak, Zaza ile sınıfta yapılan tartışmalarda, fikirlerimizi savunurken kazanılmış olduğumız canlılık, bizi sıkıntıdan kurtarıyordu. Platonik dediğimiz aşk ile, şey dediğimiz aşk, —neyse, tasaca aşk— mevzusundaki tartışmamız özellikle canlı, alev ateş olmuştu.
Derslik arkadaşlarımızdan biri Tristan ile Isolde’yi platonik âşıklar olarak nitelemişti. Zaza, buna kahkahalarla güldü: “Platonik ha! Bununla beraber Tristan Isolde! Güleyim hiç değilse!” dedi. Öylesine informasyonç bir tavırla konuşuyordu ki, tüm sınıfı etkiledi. Zavallı Trecourt, hepimizin “dengimizi” bulmamızı dileyerek, saslın sonunu getirmeye çalıştı. “Ne de olsa, kravatının rengi yaraştığı için evlenmezsiniz bir erkekle.” Bu gülünç söze karşılık vermedik. Ama her zaman böylesi bir hoşgörü gösKüçükçekmecezdik. Bir konu ilgimizi çekti mi, kendimizi tartışmaya kaptırır, giderdik. Her şeye saygımız vardı. Vatanseverlik, ödev, iyi ve kötü benzer biçimde sözcüklerin anlamı olduğuna inanırdık, istediğimiz yalnızca bu anlamı tanımlamaktı. Hiçbir şeyi yıkıp yok etmeye çalışmıyor, yalnız ussal bir tartışmaya bağlamak istiyorduk. “Yanlış düşünen” biri diye tanınmak ağrımıza giderdi. Bütün felsefe derslerine giren Matmazel Lejeune, tehlikeli ve uçuruma giden bir yolda olduğumuzu söylemiş oldu.
Son yorumlar